Altın madenciliğinde bilinmeyenler

Çanakkale Web Tv’de yayınlanan Gazeteci Vedat Sezer’in hazırlayıp sunduğu Bakış Açısı özel programının konuğu Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse oldu.

04 Ağustos 2020 - 14:55

Altın madenciliğinde merak edilen konuları Gazeteci Vedat Sezer, uzmanına sordu. Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse’nin konuk olduğu Bakış açısı özel programında madencilik merak edilen konular endişeler ve altın madenciliğinin ekonomik katkısı enine boyuna tartışıldı.

 

Programın detayları

 

Vedat Sezer: “Altın madenciliğini nasıl görmeliyiz? Nasıl yorumlamalıyız? Dünya’da ve Türkiye’de altın madenciliğin yeri neresidir ?”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Dünya ve Türkiye için çok özel bir konu. Bütün krallığın güç ve ihtişam simgesidir altın. Altın neden değerlidir? Altın yok olmaz. On bin yıl öncede bir altın bulunmuş olsa o altın bugün de aynı değerini korur. Altın neden değerli çünkü yer kabuğunda yani Dünyamızda en az bulunan elementlerden birisi olduğu için değerli. Bu kadar kıymetli ve değerli olan altının Türkiye için de çok önemli ve tarihsel özellikleri var. Çünkü Dünya’da ilk altın para Anadolu’da basıldı. M.Ö 2600 yıl önce bu topraklarda ilk altın para keşfedildi ve basıldı, icat edildi. Ve aynı şekilde bu topraklarda Anadolu’da kırk iki medeniyet yaşadı. Kırk iki medeniyetin bize bıraktığı eserlerde bütün altın ve gümüş binlerce, on binlerce obje görüyoruz. Müzelerimiz altın, gümüş eserlerle dolu. Bu nerden geldi diye sorarsanız bu topraklarda var. Atatürk 1933 yılında ilk defa Türkiye’de Altın ve Petrol Arama İdaresi Başkanlığını kurdu. Düşünün Türkiye geçtiğimiz son otuz yıla kadar altın madenciliği konusunda pek fazla bir gelişme kaydedemedi. Ama otuz yıldır çok ciddi bir gelişme süreci yaşıyor. Şuan Türkiye on sekiz altın madeninde yılda yaklaşık kırk ton üreten ülkelerden birisi haline geldi. Türkiye içinde altın çok önemli. Bizim vatandaşımınız düğününde, sünnetinde, nişanında biliyorsunuz ki altını tercih eder. Aynı şekilde yatırım aracı olarak da altını tercih eder. Dünyada kişi başına en çok satın alınan ülkelere baktığımızda Türkiye’de vatandaşlarımız Dünyada en çok altın satın alan ülkeler sıralamasında ilk üçte yer alıyor. Yani altını seviyoruz kısacası. Türkiye’nin ciddi bir altın potansiyeli var. Bunu son otuz yılda araştırmalarla keşfettik. Onun ötesinde geçmişimiz çok parlak, Anadolu’da altın üretilmiş. Türkiye’nin bugüne kadar son otuz yılda altın teknolojisini öğrendik. Yani kimden öğrendik bunu Kanadalılardan öğrendik, Amerikalılardan öğrendik, Avusturalyalılardan öğrendik. Yani onlar altını nasıl arıyorlar ise nasıl üretiyor ise aynı teknolojiyi kullanarak Türkiye’de de altın üretiyoruz. Yine güçlü taraflarımızdan birisi dünya standartlarında altın rafineri tesislerimiz var. Yine çok önemli Türkiye Dünya’da kuyumculuk ve mücevheratta Dünya’da ilk üçte yer alan ülkelerden birisi. Çok güçlü bir kuyumculuk ve mücevherat sektörümüz var. Madenimiz var, yetişmiş insanımız var, teknolojimiz uluslararası standartlarda. Öte yandan Türkiye yılda yılda iki yüz ton altın tüketiyor. Mesele şu; Türkiye yıllık bu altın ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılayabilir. Potansiyelimiz var, kaynaklarımız var. Karşılarsak ne olur? Türkiye’de çok ciddi bir yatırım, çok ciddi bir istihdam ve vergi yurtiçinde kalır. Eğer biz bunu kendi kaynaklarımızdan üretmez de yurtdışından ithal edersek hangi ülkeden alırsak o ülkeyi zengin ederiz. Çünkü o ülkede yatırım olur, istihdam olur, vergi olur. Bizde sadece para öderiz. Onun için Türkiye altın madenciliğinde çok ileri bir seviyeye geldi son otuz yılda. Her şeye rağmen Türkiye’de bu altın tartışmaları devam ediyor. Ama her yeni açılan maden çevreye uyumlu, doğaya saygılı üretimi yapmak zorundayız. Sadece altın madenciliğinde değil bütün alanlarda artık çevre ve insan sağlığı göz ardı edilemez. Yani bu bağlamda Türkiye’de üreterek sorunlarını çözmek zorunda. Üretmeden hiçbir sorunu çözemeyiz. Bu konuda Türkiye çok önemli gelişmeler kaydetti.”

 

Vedat Sezer: “Altın madenciliği nasıl işletiliyor Türkiye’de? Nasıl yapılıyor? Hangi kriterler getiriliyor bununla ilgili? Bu işletmeleri yapan kişiler halkın sağlığına ciddi bir tehdit oluşturuyor mu?”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Altın madenciliği denince akla hemen siyanür gelir biliyorsunuz. Neden? Çünkü bir ton kayanın içerisinde gözle görülmeyen yaklaşık bir gram veya iki gram altın olabilir. Daha az daha çok da olabilir. Bu kayanın içinde göz ile görülmeyen altınları üretebilmemiz için dünyanın her yerinde siyanür yardımı ile ayrıştırabiliyoruz, üretebiliyoruz. Siyanür ne işe yarıyor? Siyanür; katı halde ki küçük altın zerreciklerini çözüyor sıvı hale getiriyor. Dünyadaki altın üretiminin de yaklaşık yüzde seksen beşi siyanür yöntemi ile gerçekleştiriliyor. Türkiye’de de dediğim gibi altın üretiminde siyanür kullanılıyor. Fakat burada mesele şu; siyanür bir kimyasal. Dünya’da yüz binden fazla  Kimyasal sanayide üretim için kullanılıyor. Siyanürde bunlardan birisi. Siyanür kolay üretebildiğimiz bir kimyasal. Yüz otuz yıldır dünyada artık siyanürün bilinmedik bir yanı kalmadı. Her türlü önlemleri biliniyor. Bu nedenle de bugüne kadar altın üretiminde gerçekleştirilen, yapılan siyanür kullanımından dolayı hiçbir kişi ölmemiştir. Çünkü siyanür çok kolay yönetilebilen bir kimyasal. Ama vatandaşlarımız tedirgin olmak da haklıdır. Bir insan yöresinde havasının, suyunun, toprağının kirlenmesini hiçbir şekilde zarar görmesini istemez. Bende olsam bende istemem. Ama bunu nasıl aşacağız? Bir şekilde yerin altında maden var, altın var. Bunu olduğu yerden çıkarabilmemiz için orada çevreye duyarlı bir projeyi geliştirmemiz lazım. Bunun da yolu şöyle mümkün; henüz daha oraya kazmayı vurmadan oranın hava kalitesini ölçüyoruz, toprak kalitesini ölçüyoruz ve su kalitesini ölçüyoruz. Yani daha kazma vurulmadan önce ölçüm yapıyoruz. Kazma vurulduktan sonra yine hava, su, toprak numuneleri alınıyor ve mukayese ediliyor. Bu faaliyete başladıktan sonra herhangi bir olumsuz durum söz konusu ise burada tabi ki bu faaliyet durdurulur. İşte bütün mesele bu sistemi kurarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Altın madenciliğinde biz bunu kurduk ve bugüne kadar Türkiye’de on sekiz madende hiçbir şekilde çevreye, insana zarar vermeden altın üretimini Kanada’da nasıl yapılıyor ise, Amerika’da nasıl yapılıyor ise, Avusturalya’da nasıl yapılıyor ise, Finlandiya’da nasıl yapılıyor ise aynısını gerçekleştiriyoruz. Çünkü aynı teknolojiyi kullanıyoruz. Burada ki çevre bizim ortak geleceğimiz. Kimse çevreyi göz ardı edemez ve bununda yolu oradaki sivil toplum kuruluşlarının yani belediyelerin, muhtarların bölgedeki çevre bölge müdürlüğü, sağlık bölge müdürlüğü ile bu projenin denetlenmesi lazım. Nasıl olur? Valilik bünyesinde bu sivil toplum kuruluşları temsilcileri belirli periyodlarla tesise giderler. Hava, toprak ve su numunesi alırlar. Ve bunu uluslararası geçerli olan laboratuvarlarda analizini yaptırırlar. Kazmayı vurmadan önceki değerlerle kıyaslaması yapılır. Süreç bu şekilde devam eder. Yapılması gereken bu.”

 

Vedat Sezer: “Türkiye, devlet olarak yeraltı kaynaklarının doğru kullanılması konusunda  gerekli önlemi alabiliyor mu? Faaliyetler yapılırken denetleme mekanizması doğru çalışıyor mu? Halkımızda ki kaygı gelecekteki suyumuzun havamızın kirlenmesi konusunda. Dünyada bu madencilik faaliyeti nasıl yürütülüyor? Türkiye’de bu konuyla ilgili gerçekten gerekli önlemler alınıyor mu? Altın toprak altından çıkarılacak diye benim geleceğim acaba tehdit altında mı? Bununla ilgili bir çok yanlış bilgi kamuoyunda var ama doğru olarak bilgileri en doğru ağızdan duymak isteyen yüzlerce insan var. Amerika altını çıkarıyor, Kanada altını çıkarıyor dünyada bir çok altın rezervi olan ülkeler bunu çıkartıyor iken Türkiye neden çıkartmasın? Bizimde kaynağa üretmeye ihtiyacımız yok mu? İstihdama ihtiyacımız yok mu? Sadece tedbir anlamında Türkiye, madencilik sektörünü doğru denetleyebiliyor mu? Yaptırımlar nedir? Çanakkale üzerine bakacak olursa halen belirli işletmeler altın üretmeye devam ediyorlar, belli işletmeler de altın aramaya yada imalat kısmına gelmeye çalışıyorlar. Çanakkale halkını rahatlatacak bilgilere ihtiyacımız var. Ekonomik anlamda da Türkiye’nin kalkınmaya ihtiyacı var.”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Türkiye son yirmi dört yılın ortalamasına baktığımızda yılda yüz altmış ile iki yüz ton arası altın tüketen , ihtiyacı olan bir ülke. Bunun da parasal olarak bugün ki fiyatlarla yaklaşık sekiz milyar dolar. Sekiz milyar doları her sene verelim mi yurtdışına yoksa kendi altın kaynaklarımızı değerlendirip işe, yatırıma, üretime, ekonomik sosyal gelişmeye mi sağlayalım. Yapabilir miyiz? Yaparız. Bizim maden mühendislerimiz var, jeoloji mühendislerimiz var, çevre mühendislerimiz var. Yetişmiş insan gücümüz var. El birliği ile yapacağız bunu. Bilgilerimizi masaya koyacağız. Doğa da bizim, çevre de bizim, yeraltı kaynakları da bizim. Dünyada altın madeni olup da değerlendirmeye hiçbir ülke yok. Türkiye’deki altın üretimi diğer gelişmiş ülkelerde kullanılan teknoloji ile aynı. Türkiye’de bazı bilgi kirliliği oldu. Bugün sokakta yüz kişiye sorsanız belki de doksan dokuzu siyanürle altın arandığını söyler. Halbuki böyle bir şey yok. Dünyanın hiçbir yerinde siyanürle altın aranmaz. Bu bilgi kirliliğini birileri yarattı. Niye? Çünkü Türkiye altın üretmesin. Çünkü Türkiye’nin gerçekten çok zengin bir altın potansiyeli var. Bugüne kadar ki araştırmalarımızda Türkiye’nin petrolü yok ama Türkiye’nin çok ciddi bir altın potansiyeli kaynağı var. Bütün mesele bu altın kaynağının potansiyelini ülkemizin refahı için, kalkınması için kullanmak meselesi. Bunu yaparken de  tabi ki insanlarımızın endişelerini gidermek zorundayız. Onların endişelerini gidermeden onların onayını almayan bir faaliyeti yapamayız. Bunun da yolu şeffaflıktan geçer. Ben bir proje yapacaksam paydaşlarımla masaya oturur gelin burada sizin çevrenize, canınıza, malınıza, sağlığınıza hiçbir zarar vermeden bu faaliyeti yapmayı taahhüt ediyorum ve sizde beni denetleyeceksiniz birlikte bu işi yapacağız. Buna inandırmam lazım aksi takdirde sürtüşmeler, tartışmalar olur. Bununda yolu bilimdir. Bilimde varsayımlar olmaz. Bilim ölçmeden, araştırmadan gerçekleri ortaya çıkaramaz. Bizim yapmamız gereken şey bilime duyarlılıkla bilime kulak vererek o yolda hareket etmemiz lazım. Çünkü biz kalkınmak ve gelişmek zorundayız. Bugün bir ton taş mıcır üç dolardır, bir ton mermer bugün ki fiyatlarla yüz kırk yüz elli dolar, bir ton kömür otuz dolar, bir ton bakır altı bin dolar ama bir ton altın bugün ki fiyatlarla elli dokuz milyon dolar.Yani Türkiye katma değeri çok yüksek olan altını öğrendi ve bunu üretiyor bu ciddi potansiyel ile çok ciddi ekonomik katkı sağlayabilecek durumdu. Ama bunun önü kesilmek isteniyor. Yabancılar başta Türkiye’nin gelişmesini istemezler. İşte bunu bizim el birliği ile enerjimizi bilimsel olarak nasıl birbirimizle faydalanabilir. Bu yolla devam etmek zorundayız. Yani Amerikalısı, Kanadalısı, Avrupalısı altın üretecek Türkiye üretemeyecek. Bunu sorgulamamız lazım. Niye üretemeyelim, bizde üniversiteleri bitirdik, bizim de madencilik konusunda, çevre konusunda, jeoloji konusunda ve diğer alanlarda bilgi birikimimiz var. O zaman başkaları yapar biz yapamaz mıyız diyeceğiz.  O zaman gelişmeyi nasıl sağlayacağız? Dünya artık Ayı, Marsı uydulardaki madenciliği, yerin binlerce metre derinliğindeki madenleri çıkartırken, biz daha çok basit olan üretimleri bile yapamazsak nasıl gelişeceğiz? Bunu sorgulamamız, tartışmamız lazım diye düşünüyorum.

 

Vedat Sezer: “Bu işin teknolojisine bakacak olursa insanlar şuna tepki gösteriyor. Altın madenciliği yapılacak nokta lokasyon olarak da ormanlardaki ağaçların kesilmesi olayı var. Yani yaşam kaynağımız milli servetimiz aynı zamanda. Bir yangın çıktığında gerçekten insanların canı yanıyor. Bir ağacın bile kesilmesine üzüldüğümüz süreçte, altın madenciliği için bazı yerlerde ağaçlar kesiliyor. Ve o ağaçlar doğadan alınıp yerine kayaçlarla kayalarla bir altın madenciliği faaliyeti yapılıyor. Çok büyük bir alan mı kullanılıyor bununla ilgili? Ağaçlandırma konusunda bu işletmeyi yapan insanlar gerçekten rehabilitasyon işlerine devletinde ön gördüğü gibi reaksiyon gösteriyorlar mı? Bu ağaçlar iş bittikten sonra tekrar doğaya ve insan yaşamına kazandırılacak mı? Şuanda ki bütün tepkiler de bunun üzerine. İnsanlar bu konuda doğru bilgiyi nasıl öğrenebilirler? Bu konudaki enformasyon doğru yollar ile mi yapılıyor?”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Madenciliğin diğer sektörlerden farklı bir yanı var. Örneğin siz bir otomobil fabrikasını, buzdolabı fabrikasını istediğiniz yerlerde yapabilirsiniz. Ama madenciliği istediğiniz yerde yapamazsınız. Maden neredeyse madeni oradan çıkarmak zorundasınızdır. Madenin yerini bir karış değiştirme lüksümüz yok bizim. Maden milyonlarca senede oluşuyor. Yani yüz milyon senede, beş yüz milyon senede. Madencilik geçici bir faaliyet. Oradaki maden bitince orayı tekrar doğa ile uyumlu hale getirmek mümkün ve binlerce örneği var. Altın madenciliği veya bakır madenciliği; yer kabuğunun binde üçünde bulunan şeyler. Altın ise milyonda dört birim bulunuyor çok az. Dolayısı ile örneğin Çanakkale’nin bütün her tarafı zarar görecek, topraklar kirlenecek gibi bir algı var. Bu bilgi kirliliğidir. Toprakta altın olmaz. Altın kayalarımızın içerisinde ama o kayaların üzerinde ağaç olabilir. O ağacı oradan temizlemeden ve kayacın üzerindeki toprağı sıyırmadan alttaki altın olan kayaçlara ulaşmamız mümkün değil. Dünyanın her yerinde aynı şekilde üzerinde ağaç varsa o ağaç oradan kesilir. Ama kesilen her ağacın yerine birkaç katı daha fazla bir başka yerde ağaçlar dikilerek ülkenin orman varlığı azalmasın çoğalsın şeklinde bir politika izlenir. Aynı şekilde Türkiye’de yılda yirmi altı milyon metreküp her sene ormanlardan ağaç kesilir Orman Genel Müdürlüğü tarafından. Çünkü ormanları ayakta tutmak için, gençleştirmek için kesilir. Bunlar amenajman planları ile yapılır. İnsanlarımız bunu bilmez halbuki altın madeni en fazla dört beş kilometrekare bir alandır. Yani bu kadar bir alanda siz bir milyon dolarlık belki de daha fazla madeniniz varsa onu orda bırakabilir miyiz, bırakamayız. Çünkü dünyada bütün ülkeler madenciliğe yasak alanları başta ilan ederler. Nedir bunlar? Milli parklarda, arkeolojik sit alanlarında, su havzalarında, özel koruma alanlarında bunun gibi farklı yerlerde madencilik faaliyetlerine izin verilmez. Madencilik faaliyetlerine izin verilen yerler yasak olmayan alanlardır. Madenciliğe yasak olmayan bir alanda madenciye izin vereceksiniz, madenci orada on yıl on beş yıl maden arama faaliyetlerine sürdürecek madeni keşfedecek tam madeni çıkaracak o zaman da bunu yasaklamak. Böyle bir şey olamaz. Çünkü zaten ülke olarak en başta belirleniyor nerelerde madencilik faaliyetine izin verilip verilmeyeceğini. Örneğin; Kaz Dağları Milli Parkı iki yüz on kilometre karedir. Orada hiçbir şekilde madencilik faaliyeti yapılmaz. Bazı konular da önemli siyanür havuzlarından bahsedilir. En başta da söylediğim gibi siyanür; kayaların içerisinde gözle görülemeyecek kadar küçük altın taneciklerini çözer sıvı hale getirir ve bu şekilde biz altını ayrıştırırız. Ben siyanürü kaçırırsam yer altına ne olur? Altını kaçırmış olurum. Bir yatırımcı para kazanacağı altını yani siyanürle çözülmüş sıvıyı yerin altına kaçırır mı? Aynı şekilde ben orada su kullanacağım. Su da şu şekil projelendirilir; madenciye denir ki, git kendine bu bölgede nerden bulursan bir su kaynağı bul. O su kaynağını madenci bulur. Bulduğu su kaynağını da o yetkililer ama burada bölgenin içme suyu ihtiyacı var ise o önce giderilir. Madencinin bulduğu su kaynağından. Ona tahsis yapılır. Sulama ihtiyacı var ise sulama tahsisi yapılır sonra madenciye geri kalan su kullandırılır. Bütün burada bizim kullandığımız siyanür on bin damla içerisine üç beş damla kullanırız. Daha sonra kullandığımız siyanürü altını ayrıştırdıktan sonra arıtıyoruz. Arıttıktan sonra siyanür yok oluyor, parçalıyoruz. Siyanür havuzu dedikleri şey de ne kadar siyanür var bilimsel olarak ele alınması lazım. Avrupa Birliği standart koymuş. Altın siyanür havuzlarında(maden atık su havuzu) arıtmasından sonra bir litresinde yirmi beş miligram örneğin siyanür var ise bu güvenli dozdur. Bundan hiçbir şekilde çevredeki insanlar hayvanlar zarar görmezler. Bizde ise bu litrede bir miligram, yani Avrupa Birliği’nin güvenli dozundan yirmi beş daha düşüğü. Dolayısı ile insanlar bu konuları bilmediği için korkmak da endişelenmek de tabi ki haklı. Ama bunları bir şekilde anlatmak, bir şekilde bilime dayalı bir üretim ile ülkelerin bir şekilde çevreye saygılı duyarlı gelişmelerini sürdürmeleri gerektiği konusunda bizlerin gayret göstermesi gerekiyor diye düşünüyorum.

 

Vedat Sezer: “Bunlarla ilgili örnekler var. Bergama’da da bir faaliyet yapıldı. Şu anda bir problem görünmüyor. Bu güne kadar da altın arama faaliyetlerinde bir sıkıntı çıkmadı. Tabi konu taze olunca vatandaşlarında tepki göstermeleri doğal. Çalışmalarda nelere dikkat ediyorsunuz?”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Biz bunu otuz sene önce bilmiyorduk. Yani bilmediğimiz bir şeyi Türkiye’de altın yok deniyordu. Aynı şekilde Türkiye’de bu teknolojiye sahip olmadığımız için üretim gücümüz yoktu. Ama bunu işte Kanadalıdan, Avusturalyalıdan öğrendik. Şuan bütün altın yatırımlarını yapabilecek yüzlerce mühendis eleman her düzeyde yetişti. Bununla da gurur duyuyoruz. Gerçekten Dünyanın her yerinde altın aramacılığı, altın işletmeciliği, çevre ve rehabilitasyon konularında maden kapama konularında çok fazla yetişmiş arkadaşlar var. Mesele insanlar Türkiye’deki taş ocaklarını görüyor. Çok fazla binlerce taş ocağı var. Devletin yol, köprü, baraj yaptığı gibi. Onlar madencilik birim ve teknolojiye göre yapılmayan faaliyetler. Çok kötü Görüntüler. Ama altın madenciliği öyle değil. Çünkü üç yüz, beş yüz milyon dolarlık bir yatırım yapmak durumundasınız. Bu kadar yatırım yaparken bu çevreye duyarsız bir yaklaşım içerisinde olabilir misiniz? O faaliyeti sürdüremezsiniz. Çünkü üç yüz, beş yüz milyon dolarlık yatırımda çevresel önemler onun yüzde üçü beşini geçmez ki bu yatırım. O yatırımı sürdürebilmeniz için oradaki çevre standartlarına harfiyen değil dünya standartları ne gerekiyorsa onun dahi üstünde önlemler alarak işinize devam etmek zorundasınızdır.”

 

Vedat Sezer: “Türkiye standartları değil dünya standartlarından bahsediyorsunuz. Türkiye’deki işletmeler yapılırken alınan önlemler Dünya standartlarına uygun önlemler mi?”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Dünyadaki diğer ülkelerle temas halindeyiz. Örneğin, Avrupa Madenciler Birliği. Zaman zaman kongreler vasıtası ile yada her yıl gittiğimiz toplantılar vasıtasıyla görüşürüz. Onlar davet üzerine bir kongre için Türkiye’ye gelmişlerdi. Altın madenlerimizi gezdirdik. Dediler ki; sizin altın madenleriniz Avrupa’daki altın madenlerinden her bakımdan daha üstün. Daha sonra Türkiye’deki altın madencilerinin aldığı önlemleri Avrupa Birliği Komisyonuna tavsiye niteliğinde sundular. Yani biz Avrupa’ya örneğiz altın madenciliği konusunda. Şuan Türkiye, Avrupa’da altın üretiminde lider konumda ve giderek de üretimimiz artıyor. Siyanür konusu kamuoyunda çok yanlış anlatılıyor. Yaklaşık yirmi yıldır üretiliyor. Altın üretiminden dolayı kimsenin ne malına ne canına hiçbir zarar gelmemiştir ve gelmesi de söz konusu değildir. Bizim altını üretebilmemiz için siyanür, kafeste ki aslan konumunda olması gerekir. Yani; ormanda bir aslanla karşılaşsanız tehlikelidir ama hayvanat bahçesinde kafeste ki bir aslan size zarar verebilir mi? Zarar veremez. Bizim altın üretmemiz için siyanür, hep kafeste ki aslan konumunda olması gerekir. Aksi takdir de biz altın üretemiyoruz. Siyanür çok yönetilebilen bir kimyasal. Çok kolay yönetilebilen bir kimyasalı çevreye ve insanlara zarar verebilecek şekilde bir bilgi kirliliği yaratılınca yöre insanları korkmak da endişe duymak da haklı. Ama bizlere düşen görev; onlara bugüne kadar açtığımız madenleri gezdirmemiz, o bölge de madenlerin etrafında yaşayan insanlarla temasa geçirmemiz onların sorgulanması lazım. Madenlerin etrafında yaşayan insanlara; on yıldır on beş yıldır maden çalışıyor, sizin canınıza malınıza bir zarar geldi mi? Diye sorgulamak lazım. Bunlar sorgulanmadan, hayatında madencilik yapmamış altın madenciliğini hiç bilmeyen insanlar bir şekilde altın madenciliği konusunda kamuoyunda bir takım açıklamalar da bulunuyor. Bunlar doğru şeyler değil. Eğer toplumu iyi bilgilendirmek istiyorsanız, konunun uzmanını bulmanız lazım, konunun uzmanı ile tartışmanız lazım. Sorularınızı uzmanına sorular sormanız lazım.”

 

Vedat Sezer: “Siyanür havuzu depreme dayanıklı mı? Çanakkale’deki altın madenleri hakkında vatandaşın kafasında çok soru işareti var. Bu bölge de barajımız var,  Atik Hisar Barajı su kaynağımız. Bu bölgeye bir tehdit var mıdır?

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Risk diyeceğiz. Riskler önceden araştırılır ve riskler yönetilebilir mi yönetilemez mi? Noktasında çalışmalar yapılır. Eğer o riski yönetebiliyorsanız sorun yoktur. Eğer riski yönetemiyorsanız bu konuda sorun vardır. Siyanür; bir kimyasal. Bu kimyasalı altın üretiminde kullanıyoruz daha sonra arıtmadan geçirip yok ediyoruz bu kadar basit. Yediğimiz içtiğimize bakalım örneğin siz bir sigara içiyorsanız her içtiğiniz sigarada beş miligram siyanür vardır. Aynı şekilde siz eğer bir şeftali çekirdeği yiyorsanız onun içerisinde siyanür vardır, tuz da siyanür vardır. Yani yediğimiz içtiğimiz bir sürü yiyecekte siyanür vardır. Önemli olan her kimyasal belli bir doza kadar insanlar ve canlılar için güvenlidir. Ama güvenli dozdan sonra risk taşır. Biz on bin damla suyun içerisine üç veya beş damla siyanür kullanıyoruz daha sonra da bu siyanürü arıtmadan geçirerek parçaladığımız için güvenli dozun elli katı yüz katı daha az miktarlarda bir siyanür söz konusu. Bunun hiçbir şekilde insana ve çevreye zarar vermediğini nasıl anlarız? Atık havuzlarımızın içerisinde su var malzeme var. Bunu niçin biz yapıyoruz? Kayaları kırıyoruz, öğütüyoruz, un haline geliyor. Daha sonra siyanür ile sıvı hale getiriyoruz altını çözüyoruz ve bulamaç, katı çamur gelindeki malzemeyi gelişi güzel bırakırsak rüzgar ile yağmur ile etrafa taşar zarar verir. Ama atık havuzu yaparsak depreme dayanıklı orada biriktirir. Çamur halindeki öğüttüğümüz kayaçlar içerisinden altını alınmış orda beklenir. Su bize lazım, suyu devir daim yaptırırız tesiste. Ne zamanki cevher bitti maden bitti susuzlandırırız, daha önce sıyırdığımız toprak ile kapatırız. Bitki ne ise etraftaki o bitkiyle bitkilendiririz. Doğal hayata uyumlu hale getiririz madeni kapatarak. Bu faaliyetlerin Çevreye zararlı olup olmadığını insanlar nasıl algılayabilir? Madencilik faaliyeti yapılırken yöredeki arılar, hayvanlar, kuşlar zarar görüp görmemesi çok önemlidir. Eğer bu faaliyetten dolayı herhangi bir kimyasal güvenli dozun üzerinde ise orada arı da yaşamaz kuşlarda yaşayamaz ve her türlü canlı zarar görür. Ama güvenli dozun altında ise hiçbir şekilde zarar görmez. Zaten mühendislik için eğitim alıyoruz. Bütün bunları dünyada gelişmiş ülkeler yapabiliyor bizde yapabiliyoruz. Biz şimdi gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı nasıl kapatacağız?  Bu şekil faaliyetleri bilime dayalı, araştırmaya dayalı, teknolojiye dayalı yani dünyada bilinen en iyi teknolojileri bizde kullanarak bu tür sorunları çevreye zarar vermeden veya en az zarar verecek şekilde yolumuza devam etmek zorundayız.”

 

Vedat Sezer: “Karşınızda Çanakkale halkı var yada altın madeni işletilen bir yörenin halkı var. Onlara mesajınız nedir?”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Çanakkale, Balıkesir, İzmir bu bölgeler altın bakımından oldukça zengin bir potansiyele sahip. Dediğim gibi altın bir zenginlik. Altın ülkemiz için çok önemli bir yer altı kaynağı. Yer altı kaynağını biz yerin altında bırakamayız. Ama çevrede bizim ortak geleceğimiz. Çevre değerlerini gözeterek yer altı kaynaklarımızı bir şekilde değerlendirmek durumundayız. Bunu yaparken de bilime kulak vereceğiz. Eğer bu yatırımcı şöyle bir taahhütte bulunmak zorunda; biz bu projeyi yapacağız ama hiçbir şekilde sizin canınıza, ürününüze, malınıza zarar vermeden yapacağız. Beraber projemi tartışalım, eksik yönleri varsa birlikte gözden geçirelim. Alınması gereken önlemler varsa onları da yapalım. Bu şekilde yola devam etmek lazım. Neden? Çünkü madencilik geçici bir faaliyet. Şuan ağaç kesildi diye orasını bir doğa düşmanı ilan edemeyiz. Maden bittikten sonra belki eskisinden daha güzel hale getirebilmek mümkün. Çok güzel örnekleri var dünyada ve Türkiye’de . Madenciler ormanlar için tehdit şeklinde bir algıyla suçlanır. Eğer biz madenciler yerin altındaki kömürü, doğalgazı, petrolü keşfedip bulundukları yerden çıkarmasaydık  insanlar veya fabrikalar ısınma ve enerji ihtiyacını nasıl karşılardı? En yakındaki ormandaki ağacı keserek. Madenciler sayesinde ormanlar yok olmaktan kurtuldu. Madenciler kömürü, doğalgazı, petrolü, uranyumu keşfetti. Bütün bunlar enerjiye dönüştü ormanlar kesilmedi. Daha önceki yıllarda 1800’lü yıllarda enerji ihtiyacı ve fabrikaların bütün ihtiyaçları, gemilerin ısınma ihtiyaçları ağaçlarlaydı. Kömür yoktu daha sonra kömür devreye girdi. Kömür devreye girince ağaçlar kesilmez oldu. Bugün ormandan bahsediyorsak ağaçtan bahsediyorsak madencilere borçlu olduğumuzu unutmamız lazım. Hem çevreyi koruyup hem de yer altı kaynaklarımızı ülkemizin refahı için değerlendirmek zorundayız. Biz bunun için eğitim aldık. Diğer bütün mühendislik birimleri de diğer sosyal bilimciler de hepimiz el birliği yapacağız. Biz denetleneceğiz. Nasıl denetleneceğiz? Bütün oradaki sivil toplum kuruluşları, belediler, hükümetin yetkili birimleriyle yolumuza devam edeceğiz. Üretmeden hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Risk var diye bugün uçak üretilmezdi, uzaya gidilmezdi. Risk var diye hiçbir şey yapılmazdı. Riskler olacak. Fakat riskleri yöneteceğiz.”

 

Maden Mühendisi Dr. Muhterem Köse: “Bizim insanımız altın seviyor. Binlerce altın bilezik satın alınır. Vatandaşımız yatırımını da altına yapar. Kara gün dostudur. Vatandaşı altını bu kadar seven bir ülke olarak, kendi altın madenlerine yerin altında kalsın üretmeyelim diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Buradaki bütün mesele insanların çevresel endişelerini bir şekilde ortadan kaldıracak iletişimi kurmak zorundadır yatırımcılar, madenciler. Çünkü insanımız altına bu kadar değer veriyor bu kadar seviyor. Altın kaynağımızda özellikle Çanakkale’de, Balıkesir’de çok fazla İzmir’de de bize düşen gören çevreye ve madenlerimize sahip çıkarak bir daha çok zengin bir toplum olmak için üretim, üretim, üretim.”

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum