Reklam

2020 yılında Türkiye'de ve Çanakkale'de eğitim

Eğitim-Sen Çanakkale Şubesi Eğitim Sekreteri Selahattin Düzgün, 2020 yılı Türkiye’deki ve Çanakkale’deki eğitim durumu hakkında açıklama yaptı.

2020 yılında Türkiye'de ve Çanakkale'de eğitim
29 Aralık 2020 - 15:58
Eğitim-Sen Çanakkale Şubesi Eğitim Sekreteri Selahattin Düzgün açıklamasında:
“Bilindiği gibi 2020 yılı birçok açıdan olduğu gibi eğitim açısından da alışılmışın dışında bir yıl oldu. Bütün dünyayı etkisi altına alan pandemi,  gerek dünyada gerekse ülkemizde hayatın her alanını etkisi altına aldı. Bu sıra dışı süreç çoğunlukla görmezden gelinen, yok sayılan bazı gerçekleri adeta gün yüzüne çıkardı. Türkiye özelinde söyleyecek olursak, zaten var olan derin eşitsizlikleri daha da katlanılmaz hale getirdi. Söylemde dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olan ülkemiz, karşılaştığı ilk krizde yaptığı ilk iş halktan bağış toplamak oldu. Zaten açlık sınırının çok altında yaşam mücadelesi veren milyonlarca emekçi işinden oldu ve şartlar kendileri için daha da ağırlaştı. Ülkede genel fotoğraf bu şekildeyken, eğitimde de durum bundan pek farklı olmadı.
Peki 2020 yılında, bu olağanüstü koşullarda gerek Türkiye genelinde gerekse Çanakkale’de eğitimde ne oldu ne olmadı?
Marta ayında aniden girilen pandemi tatiliyle beraber apar topar hayata geçirilen uzaktan eğitim uygulamasında ilk sınıfta kalan MEB oldu.  EBA üzerinden verilmeye çalışılan eğitime en hazırlıksız olan tarafın yine EBA sistemi olduğu görüldü. İlk günden itibaren öğrencilerin ve öğretmenlerin çok büyük bir çoğunluğu yoğunluktan dolayı sisteme giremedi. Tıpkı e-Okul, Mebbis ve diğer MEB sistemleri gibi EBA da en çok çalışması gereken zamanda çalışmadı. Zaten sınırlı sayıda öğrencinin ulaşma imkanına sahip olduğu EBA sisteminden böylece hiç kimse faydalanamadı. MEB böylece eğitimde fırsat eşitliğini ilk defa ironik bir biçimde tersten sağlamış oldu.
Türkiye’nin çoğu ilinde öğretmenler kendi görev tanımlarının dışında işlerde çalıştırılmak istendi. MEB bu uygulamalara seyirci kaldı. Toplumun bazı kesimleri tarafından algı linçine uğrayan öğretmenler ve öğretmenlik mesleği bu saldırılar karşısında yalnız bırakıldı. En nihayetinde Milli Eğitim Bakanı, öğretmenlerin maaşını bütçe için yük olarak gördüğünü itiraf ederek ağzındaki baklayı çıkardı. Ataması Mart ayında yapılan öğretmenler ancak haziran ayında göreve başlatıldı. Bu da öğretmene ödenen maaşın bir yük olarak görüldüğünün açık bir göstergesidir.
MEB uzaktan eğitim sürecinde akla zarar bir şekilde ilk iş olarak okullar arası nakilleri durdurdu. Hiçbir hukuki ve mantıki norma dayanmayan bu uygulamada tek amaç özel okullardan devlet okullarına geçişleri engellemek. Her bir öğrencinin hakkı olan okul değiştirme hakkı böylece MEB eliyle engellenmiş oldu. Öğrencinin, öğretmenin, velinin çıkarını hiçe sayan bu anlayış özel okulların ciroları için kendini seferber etti. Özel okullar bu süreçte kendi öğretmenlerini işten çıkarırken veya düşük ücretler öderken okula gelemeyen öğrenciden okul taksitini almayı garanti altına almış oldu. Yani verilmeyen eğitimin parası öğrenciden alınmış oldu.  Eğitimde kamu yararını gözetmesi gereken, öğretmeni ve öğrenciyi koruması gereken MEB bir kez daha piyasayı eğitim ticarethanelerini ve eğitim tüccarlarını korumayı seçti.
Birçok sorunun anası olan ekonomik eşitsizliğin yakıcı gerçekliğini bu dönem hiç olmadığı kadar hissettik. Yüz yüze eğitimde bile yeterince büyük bir sorun olan ekonomik eşitsizlik, uzaktan eğitimde daha da derinleşmiştir. MEB her öğrencinin uzaktan eğitime erişebilecek donanıma sahip olduğu varsayımıyla hareket ederek adeta kafasını kuma gömmüştür. Yapılan araştırmalarda 6 milyon öğrencinin uzaktan eğitime hiçbir şekilde erişemediği görülmüştür. Ayrıca öğrencilerin %64’ü cep telefonları üzerinden eğitime erişim sağlayabilmiştir. Bu erişimlerin de çok küçük bir oranı düzenli olmuştur. MEB sadece bir kez canlı derse katılabilen öğrenciyi uzaktan eğitime erişiyor diye nitelemektedir. Oysaki erişimde bir süreklilikten bahsetmek mümkün değildir. Öğrencilerin ezici bir çoğunluğu uzaktan eğitime erişebilecek kişisel cihaz ve donanımdan mahrumdur. Çanakkale MEM tarafından aylar önce okullara gönderilen yazıda uzaktan eğitime ulaşamayan, cihaz veya interneti olmayan öğrencilerin tespit edilmesi istenmiş, ancak bu gün itibariyle çok sınırlı sayıda, ihtiyacın çok altında( okul başına 4-5) tabletin öğrencilere dağıtımı sağlanabilmiştir. Diğer taraftan zaten normal eğitim sürecinde de çok önemli bir sorunumuz olan mevsimlik çocuk işçi sorunu bu dönemde daha da ağırlaşmışken, Milli Eğitim Bakanı’nın kendisine domates veren öğrenciye karşılığında kitap verdiği fotoğraf adeta sözün bittiği yerdir.
Eğitim emekçileri açısından da bu yıl hiç kolay geçmemiştir. Kendilerine seçim meydanlarında verilen 3600 ek gösterge sözü ağızlara dahi alınmadı. Ekonomik koşullarının iyileştirilmesini bekleyen öğretmenler bu yıl da enflasyon yükü altında ezildi. Özel teşebbüslere, şirketlere kaynak aktarma konusunda elinden geleni ardına koymayan hükümet, eğitim emekçilerini yine görmezden geldi. Öğretmenler yoksulluk sınırı ile açlık sınırı arasında devriye gezmeye devam etmektedir. Ayrıca uzaktan eğitim sürecinin bir diğer aksayan ayağı da öğretmen ayağı olmuştur. MEB bu konuda da öğretmenlere gereken desteği vermemiştir. İnternet erişimi veya cihazı olmayan öğretmenin varlığı hesaba katılmamıştır. Çoğu eğitim emekçisi öğrencilerine ulaşabilmek için iki aylık geliriyle cihaz almak durumunda kalmıştır. Hükümet bu konuda da eğitim emekçilerine gereken desteği vermektense piyasacı bir tutum takınmaya devam etmiştir. Bir eğitim emekçisi arkadaşımız canlı ders verebilmek için çıkmak zorunda kaldığı yüksek rakımlı bir noktada kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir. Ayrıca bu süreçte MEB ücretli ve sözleşmeli arkadaşlarımızın ek derslerine göz dikti. Fakat Eğitim-Sen olarak bizler bu hukuksuz uygulamanın karşısında durduk ve öğretmen arkadaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesini sağladık.
Bütün bunların yanı sıra kız çocukları ve onların pandemi sürecindeki durumu apayrı bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Zaten var olan derin eşitsizlik en fazla kız çocuklarının omuzlarındaki yükü arttırmaktadır. Bu süreçte eve kapanan hayat en çok kız çocuklarını etkilemiştir. Cinsiyete dayalı şiddet ve eşitsizliklerden her zamankinden daha fazla pay almışlardır. Üstelik okullar çoğu kez onlar için nefes alma alanı iken eve kapanmalarda yaşadıkları sorunları anlatabilecekleri bir mecradan uzak kalmışlardır. Kız çocukları arasında düşük olan okullaşma oranı pandemi ile beraber daha da düşmüştür. Olası bir normalleşmeyle beraber kız çocuklarında okula dönme oranı erkek çocuklarına göre daha düşük olacaktır. Nitekim BM verilerine göre dünya genelinde 11 milyon çocuk pandemi sonrasında okula dönemeyecektir. Aile içi şiddetten, cinsel şiddetten, ekonomik eşitsizlikten, savaşlardan, doğal afetlerden daha fazla etkilenen kız çocukları, salgınlardan da payına düşenden daha fazlasını almıştır. Eğitim-Sen olarak her zaman kız çocuklarının ve kadınların uğradığı her türlü ayrımcılık ve şiddetin karşısında olduk, bu duruşumuzu her fırsatta eyleme döktük ve dökmeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.


Eğitim-Sen Çanakkale Şubesi Eğitim Sekreteri Selahattin Düzgün, “Çanakkale Özelinde Söyleyecek Olursak…
Uygulama dersleri ile 9 ve 12. sınıf öğrencilerinin yüz yüze eğitime başladığı dönemde Çanakkale MEM henüz taşımalı eğitim ihalesini yapmadığı için köylerden taşıma yoluyla eğitimine devam eden öğrencilerimiz ya okula gelememiş veya kendi imkanları ile gelmek zorunda kalmışlardır.
İlimizde pansiyonlarda, pansiyonlu okullarda ve taşımalı eğitim yapan okullarda sorunlar katlanarak devam etti. Salgın koşullarında hijyen önlemleri ya alınamadı ya da çok geç alındı.
Deprem dayanıklılık testlerinden geçemeyip yıkım veya güçlendirme kararı alınan okullarda ya hiçbir işlem yapılmamış veya çok geç yapılmış ve süreçler çok uzamıştır. Bu da öğrenci, öğretmen ve velilerde tedirginliğe yol açmıştır.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yaptığımız yazışmalarda 25 okul binası için güçlendirme kararı alındığı, 8 okul binası için güçlendirme çalışmalarının devam ettiği, 39 okul binası için de yıkım kararı verildiği ifade edilmiştir. Fakat bu çalışmaların çok yavaş ilerlediğini görmekteyiz. Olası bir tam zamanlı yüz yüze eğitim başlangıcında durumun vahameti artacaktır. Ya derslik sıkıntısı baş gösterecek ya da öğrenciler depreme dayanıksız binalarda risk altında eğitime devam edeceklerdir. Bunun yanı sıra Ezine ve Yenice’de eğitim ve öğretimin konteynırlarda yapıldığı ve yüz yüze eğitimde bu durumun beraberinde sorunlar getireceği aşikardır.
Çanakkale özelinde eğitimin, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin sorunları Türkiye’nin genelinin sorunlarından ayrı düşünülemez. Zira hem Çanakkale hem bütün ülke aynı hükümetin politikalarıyla yönetilmektedir.  Bu politikaların da sorunlarımıza çözüm üretemediğini defalarca deneyimledik ve deneyimlemeye devam ediyoruz.” dedi.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum